OSMANLI’NIN SON VİLAYETİ YEMEN

Modern dünyanın masallara açılan kapısını aralayan bir kadının kalbi ve bir erkeğin aklı ile ülkesini yönettiğine inanılan, adaleti ile gönüllerde taht kuran Saba Melikesi Belkıs’in (M.Ö 8 YY) ülkesi’ne, yol almak üzere İzmir’den, Osmanlı’nın Redif Alaylarına, Vay Anam taburlarına selam verip yola çıktım. Yemen, Sosyal yasamı, cembiyesi, gatı, mimarisi, sokaktaki insanları ,balı, türk inciri denilen kaktüs meyveleri ile zaman tünelinde yolculuk yapmak için de çok ilginç bir deneyimdi.

İlk durak İstanbul, San’a yolculuğu 4 saat sürüyor. Bekleme salonunda bekleyenler arasında yalnızca gözlerini açık bırakan siyah giysili (hicap) kadınlar olmamasına karşın, pasaport kontrolünde hicaplı kadınların kuyruğa girmeleri, uçakta kıyafet değiştirdiklerinin göstergesiydi. Sadece gözleri açık olan kadınların pasaport görevlileri tarafından nasıl ayırt edilebildikleri de yanıtsız sorulardan biri oldu benim için. Fotoğraflarını görüp hayran olduğum dantel duvaklı başkent Sana’nın tek katlı havaalanın girişinde başkan Salih’in portresi hoş geldin diyor sanki. Pasaport kontrolünden sonra, döviz bürosuna doğru yöneliyorum. Bir dolar 200 yemen riyali. Riyal zenginiyim artık. Paraların önyüzünde.ülkenin sadece yüzde üçünün ekilebilir düz araziden oluşmasından dağlar resmedilmiş Yemen riyallerine diye yorumluyorum. Barış Manço’nun dağlar dağlar şarkısı kulaklarımda, hüzünleniyorum.

Havaalanını çıkışında, bir erkek ve bir hanım fotoğrafı selamlıyor San’a gezginlerini. Kadının yüzü açık. Yemen’deki kadınların sadece gözlerinin görünecek şekilde örtündüğünü ,ama, Aden’li kadınların yüzlerinin açık olduğunu daha sonra öğreniyorum.Yemen mimarisinin beyaz boyalı, vitraylı, kerpiç camisi gecenin ışıklarıyla daha da gizemli. ‘Hoş buldum Yemen’ diyorum, gülümseyerek.

San’a merkeze doğru yol almak için tayyareden inip seyyareye (otobüs) biniyorum. Havaalanı - Merkez 20 km, yolun iki tarafında tek katlı evlerde birkaç ışık var. Yemen henüz uykuda. Otel girişinde güvenlik elemanı ve ön büro görevlisi hanımlar sadece gözlerini açıkta bırakan giysileriyle bizi karşılıyorlar. Görevlilerin kıyafetlerinin havalimanında gördüğüm hanımların kıyafetleriyle aynı olması, beni şaşırtıyor.

Sabah-il Hayr (Günaydın) diyerek karşılıyorlar yerel rehberlerimiz Abdül ve Münir. İlk Osmanlı durağımız Ulusal Müze. Osmanlı mimarisinin üzerindeki Yemen süslemeleriyle farklılaşan San’a askeri hastanesinin idari bölümü günümüzde üç bin yıllık Yemen eserlerinin sergilenmesi amacıyla ulusal müze olarak kullanılıyor. Avlusunda Yemenli rehberlerimizin anlatımı ve sevgili Hale’nin bilgi katkılarıyla rehber kimliğini bırakıp gezgin kimliğine bürünüyorum.

Yemen 530,00 kilometre kare.

Nüfusu 20 milyon.

Yerleşim vadi ve deniz kıyısında yogun.

Başkent San’a’da 2 milyon kişi yaşıyor.

Deniz seviyesinden 2250 metre yükseklikte.

Sahil şeridi 1905 km.

Kuzey ve güney Yemen birleşme anlaşması - 22 mayıs 1990.

İhraç ürünleri - Ham petrol ve doğal gaz, canlı hayvan, kahve(100,000 ton) tarım ürünleri için Hudeyde ve Aden limanları kullanılıyor.

Ortalama çocuk sayısı, 7

Nüfusun %50’si, 15 yaş altı

Ortalama ömür 60

Okuryazarlık oranı -.%38, erkekler %53, kadınlar %23

İşsizlik oranı - %30...

...önbilgilerinden sonra, San’a askeri hastanesini geziyoruz.

 

San’a’daki 300 yataklı, Osmanlı askeri hastanesi, 7.Ordu birlikleri için 1882 de, 60m uzunluk, 20m genişliğinde, dışarısı taş, içerisi tahta olarak yapılmış. Hükümdarın tuğrası ile yapılış tarihi yazılmıştır.

Türk, Arap, Rum, Ermeni, Musevi 4-8 hekim, 4 eczacı, 4 cerrah, 24 yardımcı personeli ile Osmanlı ordusu mensupları uzun yıllar, kendi arzularıyla burada hizmet verdiler. Hamam ve camisinden ordu birlikleri de yararlanmıştır. İdari bölüm 1917’de ulusal müzeye çevrilmiş. 1906 da onarılmış, ayrıca iki pavyon daha ilave edilerek 200 yatak daha açılmış, bir de mescit yaptırılmıştır. San’a boşaltılıncaya kadar da normal çalışmalar devam etmiş. İmam Yahya burasını kendisine saray olarak tahsis etmiş ve bir kasır haline getirmiştir.

 

(Kaynakça.Kemal Özbay-türk askeri hekimliği ve asker hastaneleri).

Dağlardaki Zeydi imamların yönettiği isyanlarını bastırmak için Anadolu’dan gelen denize alışkın olmayan imparatorluk askerleri, Redif alayları, Vay anam Taburları Hudeyde limanına deniz tutmasıyla örselenmiş bedenleriyle varıyorlar. Sonra ver elini Huş, Manaka ve de deniz seviyesinden 2250 metre yükseklikteki San’a….

Yemen’de isyan çıkınca önce kadınlarımız Anadolu’da ağıt yakarmış. Yemen’in çetin coğrafyasında hasta düşenlerin acıları ve geri dönemeyen evlatlarına anaların yaktığı ağıtlar San’a hastanesinin duvarlarına sinmiş, Ruhi Su’da can bulmuş, pencerelerden, kapılardan yankılanıyor sanki.

Aman ana, Canım ana!

Sütün emdim kana kana..

Ben Yemen’e gidiyorum..

Helal eyle sütün bana !

OSMANLI VE YEMEN

‘‘1517’de Yavuz Sultan Selim Kahire’ye girdiğini duyan, Yemen’i Mısır’a bağlı emirler yönetiyordu. Yemen’deki emir İskender, Yavuz Sultan adına hutbe okuttu, padişaha bağlılığını iletti. İskender, o dönemde de Zeydilerin İmamı Şerafettin Yahya ile mücadele ediyordu. Yavuz, buraya Hayrı Bey’i vali tayin etti, San’a’da bir süre kalan Hayrı, burada fazla yaşanmaz gayrı deyip, İskender’i yerine bıraktı ve döndü.İskender, Yavuz Sultan Selim’in ölümünden sonra, Osmanlı’ya bağlılığını gevşetmeye başladı. Osmanlı Kemal Bey’i İskender’in üzerine gönderdi. Savaşı İskender kaybetti ve buradaki yönetim tümüyle Osmanlı’nın eline geçti. Bu sırada Kızıldeniz üzerindeki en büyük ada olan Kamaran’ı Portekizliler ele geçirmişti, Kemal Bey onları da tepeleyip, Ümit Burnu’ndan Hint Okyanusu’na kesintisiz gitmek isteyen Portekizlileri durdurdu. Eğer Osmanlılar, Portekizleri burada durdurmasalardı, hedefleri Mekke’ydi. Mekke’nin Portekizlilerin eline geçmesi halinde tarih nasıl seyrederdi, öngörmek güç. Ancak burada Osmanlı’nın oynadıgı rolün de gerçekten tarihi olduğu ortaya çıkıyor. Osmanlı bu tarihten itibaren Yemen’e hep ‘kutsal toprakların sigortası’ olarak baktı. Burası kaybedilirse, aynı zamanda halife unvanına da sahip olan padişahın ülkesi Mekke’yi de kaybedebilirdi. Ne var ki, Yemen’de dökülen Osmanlı kanı Hiristiyan sömürgecilerinin saldrıları sonucu değil, Müslümanlığın bir kolu olan ve padişahı halife kabul etmeyen Zeydilerin bitmek tükenmek bilmeyen isyanları sonucuydu. Osmanlı San’a’ yı, Kızıldeniz yolunu ele geçirmişti, ama, Hindistan’a giden yol Aden Körfezi’nden geçiyordu.’’ (Kaynakça-Mustafa Balbay,Yemen Türkler Mezarlığı)

İkinci Osmanlı durağımız Osmanlı Garnizonu ve türk mahallesi Osmanlı zamanında şehrin en şık mahallesi, yakın zamana kadar yabancı büyükelçiliklerin de burayı tercih nedeni olmuş ve bu nedenle de iyi korunmuş. Ama, büyükelçilik binalarının yeni San’a’ya taşınmasıyla oteller bölgesi olarak yeniden inşa aşamasında. 1905’e kadar garnizon olarak kullanılan bina da bir butik otel haline getiriliyor. Yüksek tavanlı, her penceresinin birbirinden mimari, görsel ve işlevsel olarak farklı olduğu bu mahalledeki evler birer sanat harikası. Evler, kerpiç, aralarda agaç dalları ve gövdeleri kullanılmış. Çamura renk vermişler, şekil vermişler. Pencere detaylarında geometrik desen ve yuvarlaklar, motifler, tahta işlemeciliği farklı ögelerin uyumunun nefis bir gösteri şöleni olarak kullanılmış. Binanın güneşle ilişkisine göre pencerelerin yeri ve süslemeleri değişiyor. Uzaktan dantel güzelliğini yansıtan pencere ve kapılar, el işlemesinin sanat ve sabır öğelerini taşıyor. Işığı pencere çerçevelerini beyaza boyayarak ya da vitraylarla sağlıyorlar. Pencerelerdeki vitraylar güneş ışığını arasındaki ışık huzmesiyle bir çok renkten süzüp içeriye yansıttıgından, evin içinin rengarenk dünyasına giriyorsunuz. Yani dışarıdan ayrı güzel, içeriden ayrı güzel. Ama yeni yapılan evleri de aynı stilde inşa ettiklerinden 400 yıllık San’a evleri hiç değişmeden günümüzde de yaşıyor ve yaşatılıyor.

Sedir ağacından yapılmış kapının üstüne kapının önündeki kişiyi görebilmek için bir bölüm eklenmiş. Tabi ki cumba görevini gören kapalı balkonlar da tahtadan. Duvarda eni yarım metre, boyu bir metre kadar olan, alt tarafı ağaç dallarıyla desteklenen yanlarda ve önde, delikli hava bölmeli çıkıntılar buzdolabı olarak kullanılıyor. 3-4 katlı evler, en altta hayvanların barınağı, sonra mutfak bölümü, daha sonra oturulan bir bölüm ve en üst katta da dikdörtgen, dört tarafı geniş pencerelerle donatılmış minderler arasında diz dayamak için kullanılan yükseltilerin olduğu yerel dilde ''mefrec'' ve ''teyremane'' diye isimlendirilen cihannümalar şeklinde tasarlanmış.

Üçüncü Osmanlı rotamız, Al Bakırıyyah camii

Osmanlı’nın buradaki ilk yapısı.1589da inşa edilmiş..Abdest alınan yerdeki su sarnıçları avlunun ilk göze çarpan özelliği. İçinin mimari yapısı, süslemeleri,aydınlatması  ile Yemen’de olduğumuzu unutturacak kadar  Osmanlı camilerinin tüm özelliklerini yansıtıyor.Örümcek oluşmaması için asılan devekuşu yumurtalarını burada da bulmak  güzel bir sürpriz. Ama  dışarıda yatan kişilerin varlığı bizi hemen Yemen’e döndürüyor. Girişteki Osmanlı tuğrası muhteşem.Hemen karşısında İsmet İnönü’nün de görev yaptığı karargah  .kent surlarının hemen dibinde.

Dördüncü Osmanlı Rotamız

‘’Bab-el Yemen’’ kapısı. Surlarla çevrili eski kentin yedi kapısından sadece bu kapı ayakta. Sur içi ile Şehir arasındaki iletişimi sağlayan bu kapıdan kimbilir kaç Osmanlı askeri yaralanmıştır, can vermiştir kuşatmalar sırasında . Sur içi - Eski kent Yemenlilere göre, San’a kentinin Nuh’un oĝlu Sam tarafından kurulmuş. 400 yıllık evleri, dükkanları mesleklere ve satılan mallara göre ayrılan 40 arastasıyla, 90.000 oturanıyla, gat pazarındaki localarıyla Unesco kültür mirasına giren San’a kentinin en görülesi yeri.

 

KAHVE

Etiyopya’dan Yemen’e gelen ilk kahveler Al-Mokha limanına inermiş. Yemen’de kahve ekildiğinde bu liman kentinin adı ülkenin en kıymetli kahvelerine verilmiş. Gerek Yemen’de gerekse komşu ülkelerde üretilen kahve yüzyıllar boyunca Yemen’den tüm dünyaya gönderilmiş.ve de Osmanlı’nın Yemen’i almasıyla türkülerimiz kahve kokulu olmuş. Yemenli çay kıvamındaki kahvesini kahve kabuklarını ve kakuleyi kaynatarak pişiriyor. Günümüzde kahve üretiminin, tüketiminin ve keyfinin yerini ‘Gat’ almış.

GAT (KHAT)

Gat (Celastrus edulis) 1500-2500m yükseklikte yetişen, 3-7m boyunda, doğu Afrika kökenli yaz-kış sürgün veren, çok su ihtiyacı duyan bir agaç. Bir çok ülke tarafından narkotik maddesi olarak sınıflandırılıyor. Yemen’in kuzeyinde daha yaygın kullanılıyor. Erkeklerin %80’i, kadınların %30 gat kullanıcısı.

Ağacın sürgünleri her gün saat en geç 11’e kadar toplanıyor. Tazeliğini kaybetmesin diye kumaşa sarılıyor. Toplayıcılardan perakendeciye ulaşması ve de gat pazarında satılması saat 14 civarı. Yaprakları tere yapraklarına benziyor, tazeliği sapından belli olduğundan, gat satıcıları alıcılara yapraktan çok sapı gösteriyorlar. Ögle yemeği sonrası gat ritüeli başlıyor. Öncelikle büyük bir özenle paketten çıkarılan gat koklanıyor. Her yaprak tek tek üstü temizlenip yumuşatılıyor. Bir dal, iki dal, üç dal derken demet saat 14’ten sonra dişle eziliyor ve sol yanaga, kalp yönüne, tek tek gat yaprakları yerleştirliyor ve yanakta çiğneyip yutulmadan pinpon topu büyüklüğüne gelene kadar yapraklar bekletiliyor, 4-5 saat süren gat keyfi süresince. Yapraĝın özsuyu kılcal damarlar aracılığıyla, kana geçiyor.

Yemenliler ya köşelerine çekilmiş, ya da belveder (mefreç) denilen evin en üst bölümünde gat meclislerinde gat çiğniyorlar. Gat’ın uyarıcı ve keyif verici olduğunu, iştahı kestiğini, sigara ve kahve ile etkisini artırdığını söylüyorlar. Toplandığından en fazla 24 saat içinde tüketilmesi gerektiğinden, dal ucundaki en taze yapraklar makbul olduğundan, bir demetin fiyatı da tazeliğine ve yaprakların kalitesine göre 1,5–2,5 dolar arasında değişiyor. Aylık gelirin dörtte biri gat tüketimine harcanıyor. Ayrıca, gat ağaçlarının sürekli sulanması gerektiğinden, ülkede zaten az olan suyun daha da hızlı tükenmesine neden oluyor. Gat keyfi için güney ve kuzey Yemen savaşları süresince birkaç saatliğine çatışmalar bile durdurulmuş. 1990 yılındaki güney ve kuzey Yemen birleşmesinden önce sadece 2 gün, perşembe ve cuma olan tatil günlerinde gat çiğneme izni olmasına karşın, şimdi her gün serbest ve tüketiminde çok ciddi bir artış var.

Yemen’de gat tüketiminin tamamlayıcıları; tükürük hokkaları, pet şişe suları, sigara, küllük, nargile, kahve ve de plastik torbalar. Gat çiğnendikten sonra plastik torbalara konulup atılıyor. Her yerde çiğnenmiş gat dolu plastık torba var. Yollarda da benzin istasyonu araca, gat istasyonları da sürücüye servis veriyor.

CEMBİYE

Ergenlik çagından itibaren Yemen’li erkeklerin bellerindeki kuşak arasına yerleştirdikleri ucu kıvrık kama. Bedevi ruhlu, gururlu, savaşçı kimliklerini yansıtıyor. Son yıllarda yanına bir de cep telefonu eklenmiş. Bir kere çıktı mı kınından kullanılmadan kınına girmemeli dendiğinden günümüzde gat kesmek, paket açmak, ip kesmek gibi gündelik gereksinimlerde ve folklorik danslarda kullanılıyor. Cembiyenin artık işlevsel özelliği  değil, göz alıcı yönü öne çıkmış. Altın ve gümüş kakmalı, kemik, tahta cembiyeler ve kemerleri statü göstergesi olarak da önemli. Yemenli ve yabancıların en çok dikkatini çeken ve satın aldıkları esas silah Kalaşnikof. Şehir dışındaki kabilelerde herkes taşıyor. Grubumuza eşlik eden güvenlik elemanları ile fotoğraf çektirirken elinize bile veriyorlar.

ÇOCUKLAR

Her yerde çocukların ilgisi büyük. Yemen’de en çok duyduğum kelimeler: Sura (suret-fotoğraf) ve kalam oldu. Çocuklar fotoğraf çektirmeye bayılıyorlar. Hele bir de fotoğraf makinesindeki suretlerini görünce hemen en yakınındaki arkadaşını da çağırıp tüm ciddiyetiyle tekrar poz veriyorlar. Kız çocuklar fotoğraflarını çekilirken yüzümüzü de inceliyorlar. Onlar da belki de suretlerimizi beyinlerine nakşediyorlar. Ama bazen de kaçıyorlar. Hacara’lı Meryem kucaklanmayı kabul eden tek kız çocuğuydu. Doğuştan mühendis Yemenli babasının yaptığı kayanın devamı gibi gökyüzünde duran taştan evinin önündeki Meryem, Serdar’a, Tülay’a, Ertan’a da kollarını ve yüreğini açıyor, sımsıkı sarılıyor.

Kuşadası-İzmir-İstanbul-San’a, Manaka–Hacara arasında çantamda yolculuk eden Kuşadası Rehberler Derneği bloknotunu ve arkasındaki suraları merakla inceliyor ve sanki gökyüzündeki evinden farklı bir dünyaya yolculuğa çıkıyor. İlkokul yaşındaki oğlan çocukları bir yerlere tırmanırken, ellerimizden tutup yardım ediyorlar ve hep kalem istiyorlar.

KADINLAR

Kuzey-Güney Yemen birleşmesinden önce, başını örtmeyen Güney Yemenliler, başkent San’a’da geleneklere teslim olup, birleşme tarihinden itibaren başını örtmek zorunda kalmış. Sadece gözünü açıkta bırakan giysisiyle baştan aşağı siyaha bürünen kadınlar sokakta yürürken hemcinsleri arkadaşlarını nasıl tanırlar acaba? Gün ışığında annelerinin yüzünü göremeyen, anne nefesini ve kokusunu hicap arasından alan bebekleri düşününce içim ürperdi.

San’a vitrinlerindeki kadın giysileri ve iç çamaşırları ve ayakkabılar çarşaflı kadınla tümüyle zıt bir görüntüde. Genelde kadın olan çobanlar, tarlada çalışırken hicabın üzerine sipsivri şapkalar takan kadınlar gibi, sokaktaki kadınlar da fotoğraflarının çekilmesini istemiyorlar, bazen de kaçıyorlar. 500,000 yemen riyali (2500 USD) başlık parası ödeyen 4 kadınla evlenebiliyor.

Sadece üniversitelerde, erkeklerin önde oturduğu sınıflarda eğitim görebilen Yemen’li kadının okuma yazma oranı %23. Kadın başına düşen çocuk sayısı ise yedi. İlkokul çağındaki kız çocukları siyahlar içinde, sırt çantalarındaki Barbi bebeklerin başları örtülü.

Yemen adını Ortadoğu coğrafyasının en güçlü kadını Saba melikesi Belkıs ile tüm dünyaya duyurur ama günümüz Yemen kadınıyla da ikilemi tartışılmaz.

  ‘‘anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen’’

diyen Nazım Hikmet Ran, günümüz Yemen’li kadınları için ne dizeler yazardı kimbilir!

Ergül KOCAMAZ

Tarih:

16 Temmuz 2018

Paylaş:

BENZER HABERLER

Kuzey Kore - Fotoğraf & El Sanatları Sergisi - Kasım 2018

Kuzey Kore turizminin Türkiye temsilcisi Dünya Değişmeden Turizm'in organizasyonu ve Kuzey Kore Bulgaristan Büyükelçisi Cha Kon Il ve Konsolos Jang Jong Su katılımı ile Kore el sanatları ve yaşam fotoğrafları sergisi 15-20 Kasım tarihleri arasında Beşiktaş Belediyesi&#... Devamı...

FRIDA

Frida, acının ve tutkunun ete kemiğe bürünmüş hali; acılarını sanata dönüştüren kadın…   7 Ağustos 1907’de, Mexico’nun Coyoacan Mahallesinde, Aztek tapınakları mavisindeki Casa Azul'da (Mavi Ev) minicik bir kız çocuğu dünyaya ... Devamı...

BENZER TURLAR
Gürcistan - Ermenistan: Asmanın ve Üzümün Doğduğu Topraklara - Murat YANKI (1-8 Haziran 2019) 01 Haziran 2019 - 08 Haziran 2019

Murat Yankı eşliğinde, Tiflis’in eski sokaklarından Erivan’ın etkileyici doğasına, Gürcü şaraplarını tadarak ve tarihin izini sürerek yapacağımız keyifli bir yolculuk…

1850 € Detay
Fransa & İsviçre: Lyon Işık Festivali'nden Colmar Noel Pazarı'na 06 Aralık 2018 - 10 Aralık 2018

Güzin Yalın’dan Ruhun Gıdası Seyahatler.. İnsan bazen alıp başını gitmek ister ya… Her yerden ve herkesten ve her şeyden…Yalnızca bir süreliğine…Biraz da başka bir dünyanın parçası olmak, bulunduğu yerden bir zaman için uzaklaşıp ruhunu dinlendirmek, yaşamdan kısa bir mola alarak tazelenmek istediği için… Mola verip, senenin en renkli zamanında, Lyon Işık Festivali’ne gidiyoruz.

1340 € Detay
Yunanistan: Tyrnavos Karnavalı ve Şarap - Murat Yankı 08 Mart 2019 - 12 Mart 2019

Karnaval döneminde Yunanistan'a gidiyoruz. Daha az gidilen ve acentelerin henüz keşfetmediği bir rota çıkarttık. Yolumuz uzun, fakat yolda çok farklı ve eğlenceli bir program var. Kavala, Selanik, Larissa, Meteora ve Tyrnavos. Kültür turundan çok eğlenmeye ve Meteora bölgesini görmeye, Pagan inanışına bu kadar Katolik bir bölgede gösterilen saygıyı anlamaya ve Dionysos eğlencelerinden kalan bir festivale katılmaya gidiyoruz.

490 € Detay